ANA SAYFA      YAYIN GRUBU      İLETİŞİM
Ana Sayfa     Künye     Editörden     İçindekiler     Firmalar     Abonelik     Reklam     Arşiv
 
İSTANBUL VAZGEÇİLMEZ BİR TUTKU

" Milano’dan esen rüzgar aynı sularda coşarak Ege kıyılarına ulaşır. Oradan irili ufaklı adalar, sarp kayalar ve fırtınalar eşliğinde, dedikodu rüzgarlarıyla İstanbul’un siluetine yansır. Kentin belleği geçmişiyle örtüşür.Tarihi ve kültürel bir ilişki boyutunda, aidiyet duygusu gittikçe artar insan bulunduğu kentin kapılarından geçer, sokaklarında oynar, pencerelerinden dışarı sarkar… Bütün bu kapılara sinmiş tarihi dokunun içerisinde soluklanan insan, kent kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak kentin belle¤ine dahil olur. Bu aidiyet duygusu kentli olmak kavramıyla hayat bulur… "

İstanbul’un kimliğini oluşturan, İstanbul denince akla gelen ve kendi içinde mekânsal bir bütünlük österen üç yerden söz edilebilir: Tarihi Yarımada, Boğaziçi ve Beyoğlu. Kendi içinde üç farklı kimlik, ç farklı  gelişim var gibi görünse de hepsinde tarihsel bir bağlam vardır. Belirleyici olan da budur zaten: Tarihsel bağlam. Tünel’den ağır adımlarla tırmanırken, yanı  başınızda eski İstanbul’un eniden dirilişinin görkemli binalarını görürsünüz. Ahşap bir kapının önünde biraz soluklanmak pahasına tarihin içerisine küçük bir yolculuk yapar, sonra bir pencereden bakan bir çift gözün içtenliğinde kaybolursunuz. Biraz daha yürüyünce çift sütunlu ir kapıdan Asmalı Mescit’e, oradan da saklı  bahçe misali bir avlu ve az ötede Markiz’in Pastanesi’ne ulaşırsınız.. İstanbul gibi bir kentte, kent belleğinin taşıyıcıları yalnızca anıt eserler değildir. O kentin anılmaya değer binlerce kapısı ve tarihe anıklık etmiş penceresi önünde saygıyla eğilmelisiniz… Tarihe tanık olmuş mekânlar, isimler, bazen bir meyhane ya da pastane, bazen bir pasaj girişinin mekânsal özelliği, bazen bir cafe’de otururken gördüğünüz kesittir. Oysa kentsel belleğin, kimliğin taşıyıcı bloğu, bir bina, bir ağaç, bir sokak ve belki de altında geçtiıiniz bir kapı  olabilir. Kent kültürünün yaşaması; insanların birbirleriyle, kentleriyle, tarihleriyle ilişki kurabilecekleri, bağlanabilecekleri, kişisel veya toplumsal olaylarla özdeşleştirebilecekleri, özleyecekleri yerlerin ve mekânların korunması ile olanaklıdır. Aslında “yaşam kalitesi” ile kastedilen de budur. Mekânların “kalitesi”, yaşanmışlığı  anımsamaya değer kılar. O kapının öyküsünü bilmeden, o pencerenin altında serenat yapmadan tarihe tanıklık etmiş sayılmazsınız… Beyoğlu sokak aralarına taşımış, her mekan başarılı  bir mimar ve tasarımcının emeğinin izlerini taşımaktadır. Kimi ahşap ağırlıklı tasarımlara açmış  kapıyı, kimi de en uç minimalist çizgilerle karşımıza çık›vermifl. Tiyatroları, sinema festivalleri, restaurant ve yüzlerce cafe’si ve eğlence mekan›yla İstanbul’un gözbebeğidir… Şimdi yaşam kalitemizi yükseltmek adına, o kentin kapılarından tıpkı gökkuşağının altından geçer gibi sessiz bir törenle geçip gitme zamanıdır… Hem bu kadar da değil… Şimdi bu kentin güzelliğine açılan içtenlikli bir ahşap pencereden gülmenizi öneririz… Gülümsemek güzelliktir…

Saygılarımla,
Nesip UZUN <%else Response.Write "girdiginiz hatalıdır.."end if%>


 
 

 

Aktif:2  Bugün:11  Toplam:8515